TTB: "Toplum çocuklarına sahip çıkmalıdır."

  • 221okunma

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi,
"küçük çocukların kaybolması, aranması, bulunması ve istismara uğraması"
hakkında basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman,
TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz,
TTB Merkez Konseyi üyeleri Dr. Selma Güngör,
Prof. Dr. Çetin Atasoy ve Prof. Dr. Gülriz Erişgen katıldılar.


BASIN AÇIKLAMASI

Toplum Çocuklarına Sahip Çıkmalıdır!

Çocuklar, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tolumun en korumasız grubunu oluşturur. Çocukların kaybolma, kaçırılma, istismara uğrama ya da öldürülmesiyle sonuçlanan tablolardaki artış, toplumsal olarak kaygı duyulması gereken sorunların başında gelir. 

Hekimlerin yükümlülüğü kendilerine gelen hastaları tedavi etmekle sınırlı değildir.  Hekimler çocuklar üzerinden yaşanan bu toplumsal yaraların mağduru çocuklar başta olmak üzere tüm bireylerin de iyileşme süreçlerine katkı vermekle, aynı zamanda bu yıkıcı tabloların ortadan kaldırılması için baskı grubu oluşturmak ve öneriler getirmekle de yükümlüdürler.  Çocuklarını koruyamayan, bu konuda bilinç oluşturamayan ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayamayan bir toplumun sağlığından söz edilemez!

Kayıp çocuklar ve çocuk istismarı ülkemizde ne yazık ki önemli bir toplumsal sorun haline gelmiş durumda. TUİK verilerine göre 2008 – 2016 yılları arasında 15 bin 399’u kız olmak üzere 26 bin 168 çocuğun, yine sadece geçtiğimiz yıl 1660 Suriyeli çocuğun kaybolduğu kayıtlara geçmiş durumda. 2015 yılında kaybolduktan ya da kaçırıldıktan sonra arama çalışmaları süren 5 bin 169 çocuk olduğu bildiriliyor. Son günlerde kaybolan çocuk haberlerindeki artış ülkemizde çocukların güvenlik ve yaşama hakkı ihlallerindeki artışın da bir göstergesidir.  Sorunun bu kadar büyük ve yakıcı olması “kusursuz sorumluluk ilkesi”  uyarınca devletin ve ilgili kurumlarının yetersizliklerini kabul etmelerini ve acil olarak ellerindeki bütün olanakları kullanarak gerekli önlem ve düzenlemeleri yapmalarını gerektirmektedir. 

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve ülkemizin de imzaladığı bağlayıcı yasal yaptırımlar içeren pek çok uluslararası belge; devletin ilgili kurumlarını; hukuk, sağlık ve eğitimden sorumlu meslek gruplarını; ebeveynleri ve çocukların içinde yer aldığı erişkin toplumunun tüm kesimlerini çocuklara karşı yükümlü kılmaktadır. Doğumdan 18 yaşına kadar gelişimlerinin tüm evrelerinde çocukların bakımı, zarardan korunması, çıkarlarının savunulması ve birer erişkin olarak yetiştirilmeleri konusunda çaba gösterilmesi, erişkin toplumunun yasal ve ahlaki sorumluluğudur. 

Çoğu toplumsal sorumluluk ve görevlerin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bireysel işlenmiş suçlar, ihlaller ve cezalandırma en son ele alınacak konulardır.

Çocuk kayıplarının önlenmesi, bu konuda aile, okul ve toplumun tüm kesimlerinde güçlü bir koruyucu bilincin geliştirilmesi ve bu tablolarla karşılaşıldığında çocuğun en kısa zamanda bulunmasını sağlayacak uygulamaların hazırlanması devletin öncelikli görevleri arasındadır.

Çocukların niçin, ne zaman, nasıl kaybolduğu, evden kaçtığı ya da kaçırıldığı ile ilgili nedenleri ortaya çıkarmak için çalışmalar yapılmalı ve nedenleri ortadan kaldırmak için çözümler aranmalıdır. 

Çok üstün gözleme izleme, medya takip olanaklarına sahip olduğunu bildiğimiz ülkemizin olanakları kayıp çocuklarımızı bulmak üzere kullanılmalı ve koordine edilmelidir. 

Her ana baba çocuklarına kaybolduklarında ne yapacaklarını, kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretmelidir. Ana-babalar için kılavuzlar hazırlanmalıdır. 

Kaybolma ve kaçırılma sonrasında ortaya çıkan çocuk istismarı ve ölümleri ise çocuk istismarına yönelik tedbirler kapsamında ele alınmalıdır. 

Çocuk istismarı ve öldürülmeleri üzerinden yaygınlaştırılan “idam” veya “kimyasal hadım” gibi girişimler sorunun çözümüne katkı koymayacağı gibi çocukların korunmasını da sağlayamaz. Bu önlemler yapısal mekanizmalar oluşturmakla sorumlu devlet yöneticilerinin toplumun öfkesini kendilerinden uzaklaştırma ve başka düzeyde insan hakları ihlallerine yol açmaktan başka bir işe yaramaz. 

Çocuklara yönelik cinsel istismar, Türk Ceza Kanunu’nun 103 ve 104. maddelerinde tanımlanmış ve bu maddelerde yürürlüğe girdiği 2005 yılından günümüze kadar cezaların ağırlıkları yönünden çok sayıda değişiklik yapılmıştır. Son değişiklikler ile cinsel istismar yönünden çocukların korunma çeperi ne yazık ki 15 yaşından 12 yaşına indirilmiştir.

Çocuklara sosyal ve yasal destek sistemleri derhal işletilmeli, çocuk istismarını çok disiplinli değerlendirecek birimler her hastanede oluşturulmalı, gebe çocuk ve çocuk anneler için sağlık sistemi her yerde erişilebilir hale getirilmelidir.

18 yaş altındaki kız çocuklarının erken evlenmelerine olanak sağlayan yasalar ve çocuk yaşta evlilikleri savunan kişilerin kamuya açık konuşmaları çocukların cinsel istismarını olumlayan toplumsal kültür yaratmaktadır. Çocukların haklarını korumak ve çocuğun yüksek yararı için bu evlilikler engellenmeli, gerçekleştirenler ve bunu savunan kişilere yaptırım getirilmelidir. 

Tüm çocukların eğitim sistemine ulaşımı sağlanmalı, ergenlerin cinsel eğitimi zorunlu ders haline getirilmelidir.

Çocuğun evden ayrılmasına neden olan şiddet, zorla çalıştırma ve diğer kötü uygulamalar ortaya çıkarılmalı ve nedenlerini ortadan kaldıracak çalışmalar yapılmalı, şiddet uygulayanlar yaşam ortamından uzaklaştırılmalıdır. 

Yetkililer, en son aşama olan cezalandırma tehditleri ile duyarlı insanların hassasiyetlerini söndürmek yerine toplumu sorunun çözümüne katacak uygulamalar yapmalıdır. 

Bütün önceliğin önleyici hizmetlere verilmesini istiyoruz. Çocuğu merkeze koyan bir toplumsal anlayışa sahip olan ve riskleri önceden fark edip bunları ortadan kaldırmaya yönelen sistemler, çocukların ihmal veya istismar edilmesinde gerçek bir koruma sağlayabilirler. 

Türk Tabipleri Birliği çocuk hakları ve çocukların yüksek yararı için yapılacak bütün çalışmalara katılmaya hazırdır. 

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi 
  06.07.2018

  • 221okunma