“Ölüm değil; çözüm istiyoruz!”

  • 511okunma

 Bugün sen çok gençsin yavrum 

 

Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor
Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...

Şarkı sözü olmaktan çıktı artık yaşam, bu ülkenin insanları için. Sistemli bir şekilde kirletiliyor.

Daha doğarken başlıyor belirsizlik. Kontrolsüz ve popülist yaklaşımlarla, halk sağlığını hiçe sayarak oluşan kontrolsüz endüstrileşmenin yarattığı kirli bir çevreye doğuyor geleceğimiz. O da yetmiyor, kontrolsüz göçlerle oluşan hastalık tehditleri bastırıyor diğer taraftan. Okul çağı geldiğinde, bir türlü yerine oturmayan ve düzenlenmesi için bilime yönel(til)meyen eğitim sistem(?)iyle oradan oraya savruluyor geleceğimiz.  Belirsizliğin içinde boğuşurken yarış atı misali koşulan sınavlar silsilesi kısıtlıyor o güzelim çocuk yaşamlarını. Çocuk yaşamlarına üzülürken, her geçen gün uyuşturucu kullanım yaşının düştüğünü, kullanan sayısının arttığını öğreniyoruz istatistiklerden.

Kontrolsüz büyüyen şehirlerde insana ve bir avuç toprağa hasret yaşam sürüyor  geleceğimiz. Her gün ötekileştirilen, her gün değersizleştirilen mekanik yaşamlar içinde , hep  daha çok çalışmak zorunda bırakılıyor insanlar.  Bırakın sosyal ilişkilerin düzenliliğini, ebeveyn-çocuk ilişkisinin bile “yalnızlaştırma”  üzerine kurgulandığını bir dünyaya itiliyor geleceğimiz.  Komşuyla, uzaktakiyle, gözünün üstünde kaşı olanla kavga üzerine dayalı ülkenin pratiği.

Demokrasi, hak, hukuk, eşitlik  ve  insan olmanın getirdiği değerler, trajikomik bir senaryo içinde alaşağı edilip eziliyor. Milleti, annesinin başında gezdireceğini söyleyen insanlar kontrolsüz zenginleşirken; ekonomik darboğaz denen şey, her saniye  fakirleştirilip muhtaç hale getirilmeye çalışılan insanları yine ve yeniden ezmeye devam ediyor. Ülke güzelliklerinin kullanımı ya kısıtlanıyor, ya  ulaşılması zor hale getiriliyor, ya da (hepsinden acısı) yok ediliyor.  Kime, neden ve hangi amaçla olduğu bilinmeden bütünleşik bir yıkım siyaseti sürüp gidiyor.

Toplumun her katmanına uygulanan bu dayatma,  amacı insan ve insan yaşamının devamlılığı olan tıp mesleğini; sistemin ataletinin çıkışını çalışanların sırtına yükleyerek her gün ağırlaştırdığı çalışma yükü, popülist politikalar nedeniyle çarpıklaşan uygulamaların sorumlusuymuşcasına hastalarla bire-bir  yüz yüze  bırakılma, ısrarlı söylemlere karşın korunmasız bırakılarak şiddete ve öldürmelere maruz kalma, emeğinin maddi ve manevi karşılığını hiçbir şekilde alamama ve saymaktan usandığımız bir çok nedenlerden dolayı içinden çıkılamaz hale getirmektedir. Yetişmesi hiç de kolay olmayan genç beyinlerin, hayatların baharında, bağıra çağıra sür(dürül)en  sistemsizliğin getirdiği yük altında ezilmesini istemiyoruz.

Tarihimizin yazdığı ve asla unutmadığı şekilde,  anlamlandırmakta güçlük çekilen politikalar yüzünden bu ülkede nice genç fidanlar, nice parlak beyinler  yitip gitmiştir. Kendini insan yaşamına adamış bir kişinin kendi yaşamına son verme çaresizliğine düşmesi bir alarm olarak kabul edilip işleyiş tümüyle ve ivedi bir şekilde elden geçirilmeli, yapılırken de insani normlar unutulmamalıdır.

Son olmasını umduğumuz, acılı yakınlarına sabırlar dilediğimiz bu ölümler nedeniyle bir kez daha haykırmak istiyoruz:

Biz günah keçisi değiliz.

İnsani ve mesleki değerlerimiz gereği kendimizi adadığımız insan yaşamı için uğraşırken, sırf popülist politikalar yüzünden canlar kaybetmek ve yaşamlarımızı yitirmek istemiyoruz.

Saygılarımızla...


 

  • 511okunma